Hem Suçlu Hem Güçlü
Dün akşam Genç Sivillere bir mektup yazdım ve gönderdim.O mektubu burada da paylaşmak istiyorum.
Mektubun tamamı şu şekilde :
1- Siz hiç mağdur iken polisi arayıp yardım istediniz mi?
2- Polis geldiğinde de mağduriyetinize sebep olan şahsın, telefonunu konuşsun diye polise verirken “telefon Ankara’dan” dediğini duydunuzmu hiç ?
3- Ve telefondaki şahısla efendimli konuşmasını bitiren polisin “polisi boşyere meşgul etmenin suç olduğunu biliyormusun sen?” diyerek azarlamasına muhatap oldunuzmu hiç ?
Sizleri bilmem ama benim bu sorulara verecek cevaplarım var.
1- Evet yardım istedim…
2- Evet “telefon Ankara’dan” dediğini duydum…
3- Ve evet azarlandım…Bu durumun benim güzel ülkemin her karesinde yaşandığına da eminim üstelik.
Bu konu ile ilgili size bir soru sormak istiyorum.
Devlet büyüklerinin bu konuya ilgisini çekmek ve toplumda bir bilinç oluşturmak için cumhurbaşkanımıza,başbakanımıza,genel kurmay başkanımıza,gazete patronlarına nüfuskağıdı fotokopisi göndererek bizleri evlatlık olarak nüfuslarına geçirmelerini talep etsek,acaba bu çabamız, ‘BENİM DE ARKAM KUVVETLİ ve ayrıca BENİM ARKAM SENİN ARKANI DÖVER’ diyebilme gücü kazandırır mı bize ?
Bu ferdi olarak yapıldığında hiçbir anlam ifade etmeyecek ve hatta belkide başımızı daha fazla derde sokabilecek bir eylem olabilir. Ama sizler gibi samimiyetine ve üslubuna güvendiğim, bilinçli ve cesur bireylerin oluşturduğu bir sivil toplum örgütünün, bu durumun değişmesi ve haklının ya da mağdurun da, en az suçlu kadar güçlü olduğu hissinin oluşturulması için bir organizasyon veya kampanya düzenleyebileceğinize ve bunun etkili olacağına inanıyorum.
Bir zamanlar televizyon programlarından birinde tam da bu durumla örtüşen bir söz söylemişti Mahir KAYNAK.
Söylediği kısaca şuydu: “Türkiye’de adalet yoktur.Bunu size ufak bir misalle açıklayabilirim : Bir adam geliyor ve açıkça sizin hakkınızı gaspediyor ve siz feryad etmeye başladığınızda da size ‘GİT KİME ŞİKAYET EDİYORSAN ET’ diyebiliyor.Bu adaletin olmadığının delilidir. Eğer adalet olsaydı,mağdur olan siz,suçlu olana ‘BAK SENİ ADALETE ŞİKAYET EDERİM HAA’ dediğinizde, suçlu olan en azından ürperirdi…”Saygılarımla
KASHNA Felsefesi
Yıldızlarla misket oynayan bir adam vardı, güneşi hep sağ cebinde taşırdı. Bir gün, herkes uyurken çığlık attı karanlığa. Güneş ürktü. Yere düştü sağ cepten. Herkes oraya geldi. Her gelene bir yıldız verdi adam. Yıldızı alanlar gece karanlığında dokundular güneşe, eli yanmıyordu kimsenin. Gözleri kamaşmıyordu. Güneşe dokunduğuna da şaşırmıyordu hiç kimse. Yıldızları dağıtırken güneşimsi bir parıldama oluyordu adamın gözlerinde. Sanki yüz binlerce yıldız vardı cebinde. Nasıl olduğunu anlayamamıştık o gün. Meğer adam her gece Kaf Dağı’nın Arkası’na gidip yıldız topluyormuş uçsuz gökten.
Bu Yazı Kaf Dağı’nın Arkasından Alınmıştır
Neler yapabileceğini bilmiyorsun, ne olduğunu hiç bilmiyorsun. Baksana ayakların yere basıyor, bunu nasıl başarıyorsun?
Bilsen, uykuların kaçar, başını hiç olmadığı kadar dik tutarsın. Para pul, şan şöhret bir anda avucunun içindeki sıradan bir mikroba dönüşür. Zor dediklerinde gülüp geçersin, imkansız dediklerinde kahkaha atarsın rüzgara karşı.
Bir bilsen akşam yastığa koyduğun şeyin zavallı bir küreden ibaret olmadığını. Trilyon dolarlarla ölçülemeyecek bir hazineyi her gece öyle hunharca atabilir miydin yastığa yorgana?
Hiç şaşırmazdın Atatürk’lere, Lincoln’lere, Gandhi’lere… Vay be demezdin Picasso’lara, Da Vinci’lere, Dali’lere… Aklını almazdı Edison’lar, Newton’lar…
Bilmiyorsun Kendini Bilmiyorsun
Kashna bilmektir. Kendini tanımaktır. Bir mükemmellik tutkusudur. En iyiyi yakalama çabasıdır. Kashna, oksijene saygı duymaktır nefes alırken, zirveleri zorlamaktır. Değerini bilmektir ormanda duran bodur bir ağacın. Kashna kaygısızca koşmaktır en çetin yollarda… İmkansıza aşık olmaktır Kashna. Önyargılardan arınmaktır. Haddini bilmektir. Mazeret üretmeden yaşamaktır. Kashna, dik durmaktır en güç zamanlarda. Vazgeçmemektir, göğsünü germektir fırtınalara, geleceğe dokunmaktır kaygısızca, meydan okumaktır, en olmaktır, bağırmaktır avaz avaz, haykırmaktır karanlığa.
Kashna, abartısız yaşamaktır. Kibrit kutusuna dünyayı sığdırmaktır, gemilere rağmen başarmaktır Kashna.
Güneşe dokunmaktır, yıldız toplamaktır Kaf Dağı’nın Arkası’ndan…
Yıldızlarla misket oynayan bir adam vardı ya hani? Geçen karşılaştık, yine yıldızlar vardı avuçlarında, yine geceydi, yine yıldız dağıtıyordu adam ve güneş ağlıyordu ay gülerken… Erdal DEMİRKIRAN
Haspam
Birileri Irak’ın kuzeyini bize bağışlamayı uygun görmüş.
Peehhh…
Bizi haritasını cetvelle çizdiklerinden belleme be hey NADAN,bizi kendin gibi mi bilirsin de teklif edersin ve bunu yememizi beklersin…
KALSIN…
Eğer oraları topraklarıma katmak vacip olursa, gider kendim alırım vesselam…
Bir Cinayetin Düşündürdükleri
Burada ülkemizin gündemini uzun süre meşgul etmiş bir cinayet hakkında, , basında çıkan haberlerle kendimizce şekillendirdiğimiz ihtimalleri paylaşacağız.
BİLİNENLER :
1 – Katil olduğu ifade edilen gencin, bir süre önce öldürülen Ü.GARİH’in akrabası olması
2 – Öldürülen kızın babasının Fener Rum Patrikhanesinde görevli olması
Bu iki bilinen, basın yoluyla bizlere dayatılan bakış açılarının dışında da ihtimaller olabileceğini aklımıza getiriyor.
Şeytana tapanların ayini neticesi öldürülmesi ihtimali dışında daha gerçek ya da daha mantıklı ihtimaller olabilirmi ?
Bizce olabilir…İşte o ihtimallerden birkaçı:
1 nci ihtimal : Kim oldukları bizce tahmin edilen birileri tarafından hazırlanan patrikhane ile ilgili bir operasyonun bir şekilde öldürülen kız tarafından farkedildiğinin farkedilmiş olması…
2 nci ihtimal : Yine kim oldukları bizce tahmin edilen birilerinin, hazırladıkları operasyonda kızı kullanmak istemeleri ve kızın kati reddiyle karşılaşmaları neticesinde deşifre olmamak için ortadan kaldırılmak istenmiş olabilir.
3 ncü ihtimal : Yine kim oldukları bizce tahmin edilen birileri patrikhane ile ilgili operasyonda, öldürülen kızın babasını kullanmak istemiş ve bu konuda kızı baskı unsuru olarak kullanmış olabilir.İstedikleri neticeyi elde edemeyince de,babasını susturmak maksadı ile kızı ortadan kaldırmış olabilirler (gözdağı).
Ya da kızın ölümü “eğer dediğimizi yapmazsan bu ölümlerin devamı gelecek” şeklinde bir mesaj olabilir.
Veya patrikhanede görevli diğer kullanılabilir olarak gördükleri kişilere “eğer dediğimizi yapmazsanız başınıza gelecek olan bu” şeklinde bir mesaj vermek maksadıyla öldürülmüş olabilir. Bu durumda patrikhaneye karşı gerçekleştirilebilecek operasyon ihtimalinin henüz ortadan kalkmadığını düşünebiliriz.TEHLİKE HENÜZ GEÇMEMİŞ OLABİLİR…
Her ne sebeple öldürülmüş olursa olsun, bunun tek kişinin ve kazaen yapmış olamayacağını düşünmekteyiz. Sebebi, kamuoyunun aklını bulandırmak için ortaya atıldığını ve bunda kızın babasınında çaresizce (denize düşen yılana sarılır misali) kullanıldığını düşündüğümüz ‘şeytana tapanlar’ masalı…Kanaatimizce, burada kamuoyu net bir şekilde yönlendirilmeye çalışılmıştır.
İhtimaller ihtimalleri doğuruyor.Bu konu ile ilgili olarak Celalettin CERRAH ile ilgili de bir düşünce oluştu kafamızda; herkesin malumu, ülkemizde gerçekten faydalı ve verimli iş çıkaran devlet görevlilerini, etkin oldukları konumlarından uzaklaştırmak için genellikle başarılarından dolayı terfi ettirip alakasız görevlere getirirler (Bunun en bariz örneği Sadettin TANTAN. Keşke siyasete hiç bulaşmasaydı demeden de geçmeyelim).
C.CERRAH’ın atanması ile ilgili kafamızda oluşan kanaatide paylaşmak isteriz.
Sayın CERRAH İstanbul’da görevli olduğu dönemde bu konu ile ilgili yaptığı çalışmalar neticesinde, bizce tahmin edilen kaynağa yaklaşacak delillere ulaşmış olabilir.Bu durum, tahmin ettiğimiz oluşum açısından tehdit olarak görülüp, etkinliğini sonlandırmak gerektiği düşünülmüş ve ataması gerçekleştirilmiş olabilir. Eğer durum böyle ise C.CERRAH’ın güvenliği ile ilgili endişe sürmelidir (Tıpkı rahmetli Recep YAZICIOĞLU gibi)…
Bu konu ile ilgili olarak televizyonda seyrettiğimiz ve gazetede okuduğumuz haberler neticesinde kafamızda oluşan senaryolar bunlar.Aslında bir tek ihtimal ve onun farklı detaylarla değişen sonucu…
Dar açıdan bakarak bu ihtimalin mantıklı hale gelmesine sebep olabilecek bir yorum daha getirelim:
Eğer gerçek ise, bu hiçde şaşılacak bir durum olmaz.Çünkü başbakanımızın bir tarihlerde yapmış olduğu ve dünyaca çekingen bir tonda da olsa destek bulan çıkışı, birilerince cezalandırılması gereken bir çıkış olarak algılanmış olabilir (Bu çıkış mevzuunda da bir iki cümlelik bir başlık açmayı düşünüyoruz, kısmet)…
Saygılar
TÜRK olmak
Bir sosyal paylaşım sitesinde kurulmus olan gruplardan birinin giriş bölümündeki yazıyı sizlerle paylaşmak isterim.Belki okumuşsunuzdur biryerlerde ama bir kere daha okumaktan zarar gelmez.
TÜRK OLMAK
Aslında çok şeydir, Türk olmak, Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi. Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak Kıbrıs’ta, Hocali’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suclanmaktır.
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında, demokrat ve cağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövüldüğünde
Türk olmak lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır. Avrupa’da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana’yi kuşattiği için hoş görülmemektir tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.
Türk olmak Selanik’te Pontus Anıtı’nın, Viyana’da ciğnenen yeniçeri minberinin ve Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp,bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.
Türk olmak arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak icin yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Truva’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp, yeni Roma olan AB’ye girmeye calışmaktır, Türk olmak.
Türk olmak, Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da Kızkulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır. Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır. Sabahları odana rahmet dolsun diye, cami açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar icin, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek.
Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından ‘Bir oğlum daha olsun, onu da vatan icin göndereceğim.’ demesidir. Babanin gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken ‘Vatan sağ olsun!’ demesidir.
Türk olmak ‘Türk çayında radyasyon olmaz!’ yalanları ile, ‘Gusül abdesti alana AIDS bulaşmaz!’ dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını Tanrı misafirine vermektir.
Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır.
Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir. En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir.
Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak Yunus’u bilmektir, Aşık Veysel’i sevmektir. Mevlana’yı, Haci Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî’yi tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir,bir de Yemen Türküsü’nde.
Hayatın sana verdiklerine ‘Nasip’, vermediklerine ‘Kısmet’ demektir. Her işin ‘Hayırlısına’ inanmaktır ve ağlamamak icin çok gülmekten çekinmektir, Türk olmak.
Türk olmak, Asya’da batılı, Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmektir. Magazin programlari ile dizilerin arasina sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.
Türk olmak, mahalle maçı için ayni saatte, on kişi buluşamazken, Kurtlar Vadisini seyretmek için milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin’de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayi tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.
Türk olmak en zayif gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak.
Türk olmak Anadolu’da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmek ve Büyük Önder ATATÜRK’ün kurduğu Cumhuriyeti ilelebet payidar kıLıp;
NE MUTLU TÜRK’ÜM diyebilmektir…
Kenan Yanik (facebook , ARAMIZDA FARK VAR BİZ TÜRKÜZ grubu sayfası)
Eksiği var, fazlası yok.
Saygılar
Kokuşmuşluk ve Aydınlar
Birçok hizmet sitesinde şöyle bir yazıyla mutlaka karşılaşmışsınızdır.
“Sorry, our company is not currently accepting signups from your country (TR) as a result of high levels of abusive requests.”
Bir siteye giriyorsunuz,hizmetin detaylarını inceliyorsunuz ve tamam aradığım bu deyip üye olmak için SIGN UP linkine tıklıyorsunuz ve karşınıza , farklı kelimeler kullansalarda aynı manaya gelen uyarılar çıkıyor.
Sizce bunun sebebi ne ?
Benim ülkemde ileride başımızı çok ağrıtacak büyük, hemde çok büyük bir problem var…
Bu gibi çürüme emarelerini farkedip tedbir alınmaz ve bu arada “Bir Türk dünyaya bedeldir” gibi artık hamasi olarak niteleyebileceğim sözlerinde hiç hız kesmeden tekrarlanmasına devam edilirse, sonraki nesillerimizin değilde bizlerin görebileceğimizi düşünüyorum.Ve bu konuda dertlenmesi gerekenler biz değil aydınlarımız olmalı ama bu konuda kısa vadede umutlu değilim…
Mahir KAYNAK epey zaman önce bir tv programında “Türkiyede Aydın Gerçeği” olarak başlıklandırabileceğimiz bir analiz yapmıştı. Söylediği kısaca şuydu :
Ahmet efendi ya da Mehmet efendi günün yorgunluğunu atmak için kahvehaneye gittiğinde “Şu memleketin hali ne olacak” diyerek dertlenir ve kendince çözümler üretir ama çözemez elbet. Çözmek görevide değildir zaten. Bunu çözmekle mükellef olanlar ülkenin aydınlarıdır.Bir savaş çıksa ve düşman galip gelse ilk yapacağı iş ülkenin aydınlarını yoketmektir. Ama anlaşılan aydınların böyle bir kaygısı yok.Yoksa bir bildiklerimi var ve planladılar mı o hali…
Ülkemizde yaşanmakta olan birçok olumsuzluk hakkında sohbet ettiğimizde vardığımız sonuç “Eğitim sistemindeki hatalar” oluyor. Hayır, bence sorunun kaynağındaki sebep bu değil, sebep aydın olarak sınıflandırılacakları başka seçicilerin tercihlerine bırakmamız…
Saygılar
Sahtekar ve Sanatkar
Bir çok forum sitesinde,kopyala yapıştırla muhtelif makaleleri hiç bir yorum eklemeden sunanlar gördük, bir çoğunu uyardık kendi yorumunu eklemesi konusunda, çünkü o haber ve makaleyi okumak istesek gider kaynağında okuruz,eğer bulunduğumuz ortama aktarıyorsak onunla ilgili olumlu ya da olumsuz bir fikrimiz var demektir diye düşündük ve o tür mesajlar atanlara itibar etmedik hiç…Onlara manşet beyinli dedik hep,papağan dercesine.Umuyorum bu tür yorumcuların sayısı azalır…
Zira bizim üreten nesillere ihtiyacımız var,her alanda ve her konuda…
Ticaret hayatımızda da karşılaşıyoruz böyleleriyle, iyi giden bir ürün gördüklerinde derhal kopyalıyor (eğer üretirken kendi yorumunu da katıyorsa ona sözümüz yok elbet) ve kendi üretimimiz deme utanmazlığını bile cüretle yapıyorlar.
Bu konuyla ilgili yazacak birçok şey var aslında ama ben bir tanesini daha ekleyeyim.Utanmaz ve arlanmaz insan tipine bundan daha fazla yakışanı yoktur herhalde.Çok sayıda Türkçe program paylaşım sitesi var,bunların çoğu forum tipinde (zaten bizim konumuzu ilgilendirenlerde onlar), bu forumlarda bazı üyeler lisansı kırılmış tam sürüm programları diğer üyelerle paylaşıyorlar,buraya kadar iyi güzel (iyi güzel diyorum çünkü tüm dünyada doğru birşey değil ama bunlar var) ,zurnanın zırt dediği yer şimdi başlıyor. Bunu yayınlayan üye eğer teşekkür almadıysa sitem edip “emeğe saygı beyler” diyor. Ey yarabbi, gülermisin ağlarmısın,bu nasıl izah edilebilir bilemiyorum…
Böylelerinin türemesine sebep olan şey ne ? Bunun cevabını bulduğumuzda eminim önemli bir çok yanlıştanda kurtulacak benim güzel ülkem…
Saygılar
Merhabalar
Bir sürü şey geçti aklımızdan da paylaşamadık,paylaşacak yerde bulamadık. Kimi konuda korktuk paylaşmaktan, kimisinde de üşendik karşımıza çıkan minik engellerden dolayı.
Umuyorum bu blog , tüm engellerden âri bir mekan olur bize ve düşüncelerimizi sizlerle rahatça ve alabildiğine özgürce paylaşabiliriz.
Biz geleni olduğu gibi kabullenmeyip, kabullenmek için sebepler aradık, kimi gelene bulduk,kimisine de bulamadık. Zaten bu bloğun kuruluş gayesi birazda bu… Geleni açmak kabullenmek için sebepleri birlikte bulmak. Naçizane faydalı olabilirsek olmak ve daha da fazlası sizlerin düşüncelerinizden faydalanmak. Ufkumuzu olabildiğince genişletebilmek…
Umarız bunu bizden esirgemezsiniz.
Saygılar
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Nisan 2010 (1)
- Mart 2010 (2)
- Ocak 2010 (1)
- Kasım 2009 (6)
- Temmuz 2009 (9)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS