Sittur

Birçok şey hakkında birkaç şey

Meendis bey milletimi rahat bırak…

Tüm dünyada ve dolayısıyle ülkemizde kaynağının gayrı milli olduğuna inandığım bir takım toplum mühendislik faaliyetlerinden biri hakkında nette rastladığım üslubu esprili acıtan bir yazıyı paylaşmak istedim.Bu ve benzeri,yani her toplumda aslında var olan ama tepki gördüğünde kendiliğinden körelen tavır ve davranışların ,insanların beynine adeta çakarcasına ve ödüllendirilerek yayınlanması (en çirkef olan kazanır edasıyla) topluma kanıksatılması,içinde bulunduğumuz şartlar göz önünde bulundurulduğunda özgürlük olarak görülmemeli fikrimce…
Aslında ayrı bir başlık altında değerlendirilmesi gereken EĞİTİM meselesini de kapsayan bu konu hakkında kısa bir notla bitireyim.
“Eğer yanlış buluyorsanız izlemeyin” deme hakkına sahip olabilmek için, toplumun kendini koruma ve kollama mekanizmalarını işletebilme ve kullanabilme haklarının da bulunması gerekir.
Elleri ve ayakları bağlı bir insana ,koru kendini demek gibi birşey bu… diyeyim ve bitireyim.

Paylaşmak istediğim yazı şu :

 

YEMEKTESİNİZ!

Ben “aaay. Aslaaa. Ben yarışma programlarını seyretmoorum” diyenlerden değilim. Aksine merakla, ciddiyetle ve not alarak izliyorum. Gerçi böyle yapmak, toplumsal araştırmanın kolayına kaçmak oluyor, ama olsun. Yapımcılar bir örneklem oluşturuyor ve ortaya bir ödül koyarak, her birinin –belli bir ölçüde de temsil ettikleri kesimin- özelliklerini sergiliyorlar. Hatta döktürüyorlar. Siz de evde rahat koltuğunuzda gözlem yapıyorsunuz. Ben de bilhassa yemek konusundaki yarışmaları mercek altına aldım. Bu kadarı bile beni “araştırmacı-gazeteci” yapar. Hatta yaptığı işe emek veren adam kılar. Böyle devam edersem, savaş muhabiri bir olurum. Önemli olan neyi izlediğiniz.

Müsaade ederseniz, ilk olarak bazı tespitlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce toplumun önemli bir kısmı yemek yaparken “ameliyat eldiveni” kullanıyor. Böylece yemekler “el değmeden” ve “hijyenik” oluyor. Sanırım yakında uçuş kombinezonu, balıkadam kıyafeti ve olay yeri inceleme ekiplerinin giydiği beyaz tulumlarla hıyar soyanları da göreceğiz. Yemek servis edildiğinde önce koklanıyor, sonra çatal ve bıçak neşter gibi kullanılarak otopsi yapılıyor. Devamında içindeki malzemeler sayılıyor. Bundan başka herkes harika yemek yapıyor da, onun dışındaki herkes kötü yemek yapıyor. Kimse kimsenin yemeğini sevmiyor. Daha önemlisi misafirlerinizi layıkıyla ağırlarsanız, sizi sevmezler, size çemkirirler, çirkefleşirler ve gıybet yaparlar.

Diğer taraftan her evde sofra düzeni mevzu hakikatli bir meseleymiş. Memleketimde masa adabı, yemek kuralları hayati derecedeymiş. Yahu bunu niye kimse bana söylemedi? Hatta misafirlerine jest için “gümüşlerini”, “kristallerini” çıkaran erkekler de var. Vatan sağ olsun!

Yarışmadaki yemeklerde içki olmuyor. Zaten genel hale bakınca, içkinin olmamasının “fevkalade yerinde” olduğu sabit. Ama galiba reklâm olması diye adı verilmeyen meşrubat da iki kadehte çakallık yaptırıyor. Bu yarışma sayesinde başka şeyler de öğrendim. Mesela vejetaryenler kıyma yermiş. Limon ve çilek alerji yaparmış. Kuzu eti yemek de etik değilmiş. Ha bir de öğrendim ki; Görgü kuralları meğer yokmuş! Bizi kandırmışlar.

Yarışma çok güzel aslında. Birbirini tanımayan beş kişi seçiliyor. Sonra hepsi her gün bir anda peş peşe gelip, yemek masasına oturup, size söylenip, sataşıp, laf atıp yemeklerinizi yiyorlar. Sonra kameranın önüne geçip, içlerinde kalan daha fazlasını söylüyorlar. Bu arada stratejik-taktik adım olarak yüzünüze gülen varsa, o da kamerayı görünce kendinden geçip, sallamaya başlıyor. Ben ilk seyrettiğimde masayı misafirin kafasına geçirmeyene ödül verecekler sandım. Bence bu yemeklerin sonunda tatlının devamında “sopa” olmalı, “böyle gecelerin gözdesi, adı ile bütünleşen özel tadı ve beşamel sos ile”…

Bu yarışmada kimsenin sevmeyeceği yemekleri yapmakla da yetinilmiyor. Aynı zamanda getir-götür işlerine de bakılıyor. Gören masadakileri akıncı beyi, koşturanı da esir Bizans prensesi zanneder! Hatta çapraz sorguya girip, “vallah billah ben yaptım” manasında, dert anlatılıyor. Ondan sonra ise toplu ve kısa süreli bir şuur kaybı yaşanıyor. Söylenenler unutuluyor ve köçek oynatılıyor, şarkı-türkü çığırılıyor. Olmadı, gırnata çalıyor, göbecikler atılıyor. Az önce restleşen, kapışan herkes eller havada bel çeviriyor.

Muhtemeldir, yarışmacılar hayatlarında hiç sahici ev sahibi görmemişler. Benim bildiğim birisi size yemek yaparsa, tadı ota, kıvamı taşa benzese de saygı ile yersiniz. Hatta “eline sağlık” dersiniz. Lokantada ise yemek kötüyse, yemez, hesabı öder gidersiniz. Esasında bu dünyada yemek bulursanız yersiniz, dayak görürseniz kaçarsınız. Bizim bildiğimiz yemek nimettir. Yemekle oyun olmaz, alay olmaz. Yemek yerken yemeğe de, pişirene de, verene de saygı duyulur ve bu saygı dikkatle gösterilir. Dahası yemek masası sadece dört ayaklı tahta bir şey değildir. Hem sosyal hem de kültürel bağlamda önemlidir, değerlidir. Masada olacaklar ve olmayacaklar da, konuşulacak ve konuşulmayacaklar da bellidir.

Hayat budur. Bıçağın yönü, örtünün fırfırı, tavuğun baharatı hayata dair mevzular değildir.

Yani…

Bizim zamanımız geçmiş!

Yok, eğer bütün bir yarışma kurmaca ise –ki olabilir, çünkü yarışmaların bir kısmı çakma – o halde, bu kolpalık, gevşeklik ve nezaketsizlik neden? “Halk bunu istiyor” durumu mu? Yoksa daha beter bir ihtimal ile “halk için bu isteniyor” vaziyeti mi?

İzleyenin bilerek veya bilmeyerek öğrenmesi gerekenler neler? Bunlar mı?

Zaten öyle ise…

Bizim zamanımız tümden bitmiş!

KAYNAK : http://www.diplomatikgozlem.com/kahvemolasi_oku.asp?id=285

Saygılar

16/11/2009 - Posted by | ALINTI | , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.